Eleştiri
Şair Ceketli Çocuk: Kazım Koyuncu / Halit Payza
Artvin’in Hopa İlçesine bağlı Sugören Köyünde 7 Kasım 1971’de doğdu. Doğduğunda sırtında şair ceketi vardı. Altı kardeşten, sondan bir öncekidir. Nüfusa geç kaydedilecektir. Kimliğinde 10 Mayıs 1972 tarihini taşır. Hopa’da bakkal dükkânı işleten, berberlik yapan babası Cavit Koyuncu’nun işyeri Türkiye İşçi Partisi’nin Hopa Örgütü gibidir. Adı solcuya çıkmış, gazete kitap okuyan Hopalı öğrenciler, kitap, gazete okumak için bakkal, berber dükkânındadırlar.
25.06.2016 22:49    637 kez okundu.

Kazım Koyuncu, ölmeden önce, yeryüzünde şarkılar söylediği dünyaya teşekkür ediyordu. Ben etmiyorum. Her teşekkür aleyhe delil olarak kullanılabilir. Hem zaten öleceksen, teşekkür etsen de etmesen de ne yaşamın ne ölümün umurunda. Cahit Sıktı diyor ya hani, “Ne doğan güne hükmüm geçer, / Ne halden anlayan bulunur; / Ah aklımdan ölümüm geçer; / Sonra bu kuş, bu bahçe, bu nur. / Ve gönül Tanrısına der ki: / - Pervam yok verdiğin elemden; / Her mihnet kabulüm, yeter ki / Gün eksilmesin penceremden!” Eksilen gün değildir pencereden, eksilen yitendir. Yalnız anılarda kalır. Ya da şarkılarda ve türkülerde…

 

Kazım Koyuncu yine de teşekkür eder, inceliklidir, kadir kıymet bilir. “ Bu arada; hiç başımızdan eksik olmayan gökyüzüne, günün karanlık saatlerine, ara sıra kopsa da fırtınalara, bir gün boğulacağımız denizlere, eski günlere, neler olacağını bilmesek de geleceğe, kötülüklerle dolu olsa bile tarihe, tarihin akışını düze çıkarmaya çalışan tüm güzel yüzlü çocuklara, Don Kişotlara, ateş hırsızlarına, Ernesto ‘Che’ Guevara’ya, yollara -yolculuklara, sevgililere, sevişmelere, sadece düşleyebildiğimiz olamamazlıklara, üşürken ısınmalara, her şeyden sıcak annelere, babalara ve tadını bütün bunlardan alan şarkılara kendi sıcaklığımızı gönderiyoruz…”

 

Kötü şeyler görmüştür; Savaşlar, katliamlar, ölen-öldürülen çocuklar… Yoksul insanlar, ağlayan anneler, babalar, her gün bile bile sokaklarda ölüme koşan tinerci çocuklar… İnsan görür. İnsanı insan yapan yalnız görmesi değil, algılaması, anlaması ve daha güzel bir dünya için yaratıcılığını kullanması… Sonrası, gün eksilecektir pencereden. Kazım Koyuncu; “Biz de öldük” diyecektir, “Ama her şeye rağmen bu yeryüzünde şarkılar söyledik.” Teşekkürü bunun içindir. “Teşekkürler dünya." Ben teşekkür etmiyorum.

 

Artvin’in Hopa İlçesine bağlı Sugören Köyünde 7 Kasım 1971’de doğdu. Doğduğunda sırtında şair ceketi vardı. Altı kardeşten, sondan bir öncekidir. Nüfusa geç kaydedilecektir. Kimliğinde 10 Mayıs 1972 tarihini taşır. Hopa’da bakkal dükkânı işleten, berberlik yapan babası Cavit Koyuncu’nun işyeri Türkiye İşçi Partisi’nin Hopa Örgütü gibidir. Adı solcuya çıkmış, gazete kitap okuyan Hopalı öğrenciler, kitap, gazete okumak için bakkal, berber dükkânındadırlar. 1960’ın yükselen devrimci coşkusunun giderek yayıldığı günlerdir. Baba sıkı kitap okurudur. Kazım Koyuncu, top oynamak, aylaklık yapmak yerine babası gibi okumayı yeğleyecek, bu onu diğer çocuklardan farklılaştıracaktır. Devrimci bir babanın devrimci çocuğu olarak on yaşına geldiğinde, 12 Eylül karşıdevriminin karanlık günlerinde Cavit Koyuncu tutuklanacak, altı ay hapis yatacaktır. Düzen devrimcileri öldürerek, öldüremediklerini hapsederek, hapishanelerde işkence tezgâhlarından geçirerek susturmaktadır. Kazım Koyuncu’nun elinde babasının kendisine armağan ettiği bir mandolin, Almanya’dan amcasının getirdiği gitardan başka bir şey yoktur.

 

Kemençeci Yaşar Turna’nın elinde büyümüştür. Müziğe tutkusu ustasının el vermesindendir. İstanbul Üniversitesi’ne eğitim için gelmiş, Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni düzene hizmet eden sıradan bir memur olmamak için kendi isteği ile bırakmıştır. Türkülere tutunacaktır, düzen dışı müziği seçecektir. “Ben bir müzisyenim, ondan sonra biraz Karadenizliyim, ama hepsinin ötesinde ben bir devrimciyim. Ve gerçekten doğru bildiğim bir şeyi en azından çok zorlanırsam ortaya koymaktan çekinmem” diyecektir.

 

Kazım Koyuncu’nun müzik yaşamı on iki yıl sürdü. Ölüm izin verse müzik yapmayı sürdürecekti. Yaptığı işten keyif alıyor, kitap okuyan çocuk olarak diğer çocuklardan aykırısı bir yaşam sürdüğü gibi, alışılageldik müzikten de kendi bildiği müziği yaparak ayrıksılaşıyordu. Kısacak müzik yaşamı için Lazca ve Türkçe parçaların yer aldığı beş albüm çıkarmıştı. Türkiye’nin ilk Laz-Rock grubu olan ‘Zuğaşi Berepe’yi kurmuştu.

 

“Ben bütün savaşımı özgürlük için veriyorum yoksa ölümden korktuğum için falan değil” diyordu. “Biliyorum”da şunları da söylüyordu; “Toprak çökecek / Bir yıldız yağmuruna tutulacağım / Başım dönecek / Arkamda seni bulacağım / “Haydi” diyeceksin / Ernesto gibi / Gidelim /Yıldızların çok olduğu / Bir gökyüzü altına”

 

Kanser tanısı konulduğunda otuz iki yaşındaydı. Ölüme bir vardı. Gidecekti. Ama Ernesto gibi gidecekti. Nâzım’ın denizde bir bulutun öldürdüğü, genç bir adam olan Japon balıkçısı gibi, Karadeniz üzerinden geçen Çernobil’den yükselen bulut yeni bir kurban daha istiyordu.

 

25 Haziran 2005’te öldüğünde otuz üç yaşındaydı. Doğduğu Köy’de fındık ağaçlarıyla çevrili köy mezarlığında yatmaktadır.

 

Sırtında şair ceketi…

 

Halit Payza

Gerçekedebiyat.com

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.