Haberler
Edebiyatımızda Halkçılık / Kemal Tek
22.06.2016 13:49    869 kez okundu.

Türkiye’nin düşün hayatı Tanzimat sonrası canlanmaya başlar.

 

Hürriyet Devrimi-2. Meşrutiyet- ile birlikte ise esen özgürlük rüzgârı düşün hayatını da oldukça derinden etkilemiş ve çeşitlendirmiştir. Devrim’in etkisiyle Milliyetçilik, İslamcılık, Sosyalizm, Halkçılık ve Batıcılık kavramları aydın çevrede tartışılır ve savunulur duruma gelmiştir.

 

Bu dönemde halkçılık şiarı, yani halka ulaşmanın, halka doğru gitmenin; dönemin aydının belleğinde önemli yer tutmuştur.

 

Uzun yıllar Batı’nın saldırıları karşısında savunmanın ancak halka giderek, dayanarak bertaraf edilebileceği anlayışı aydının belleğinde uyanmıştır. Böylece Türk halkının yaşadığı iki önemli devrimin –Hürriyet Devrimi, Kemalizm– nüvesini de oluşturur, halkçılık şiarı.

 

Halkçılık şiarının köklerine inebilmek için 2. Meşrutiyet Dönemi’nin düşünsel ve ideolojik ikliminde iz sürmek gerekir ama öncelikle ilk halkçı izler bizleri İbrahim Şinasi Efendi’ye götürür.

 

“ 2. Meşrutiyet dönemi milliyetçilik akımının önemli simalarından Fuat Köprülü’nün deyişiyle, feodal klasik edebiyata karşı, başını Şinasi Efendi’nin çektiği mektep, ‘ vatan, millet, halkçılık mefkûrelerine hizmet eden… yeni bir burjuvazi edebiyatı yaratmak’ (1) istemiştir.

 

Şayet bir başlangıç anı( bir moment) vermek gerekirse, Tercüman-I Ahval gazetesinin 21 Ekim 1860 tarihli birinci sayısına Şinasi Efendi’nin yazdığı, halkın yükümlülükleri varsa, fikirlerini bildirme hakkının da bulunduğunun ve gazetede bütün halkın kolaylıkla anlayabileceği bir dille yazmak gerektiğinin, yani ‘ halk için yazmak’ fikrinin savunulduğu ‘mukaddime’ye işaret edilmelidir.” (2)    

 

Şinasi Efendi’nin düşünceleri Türk aydının belleğindeki halkçılık şiarının nüvesini oluşturuyor ama halkçılık bir akım olarak 2. Meşrutiyet döneminde kendini göstermeye başlayacaktır.

 

Artık bu tarihten sonra halkçılık izlerini döneminin İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin faaliyetlerinde, ayrıca basında gözlemleyebiliyoruz, dönemin edebiyatında da artık yavaş yavaş yer almaya başlar.

 

Küçük Paşa

 

Ebubekir Hazım Tepeyran’ın Küçük Paşa adlı romanı edebiyatımızda Nabizade Nazım’ın yazdığı Karabibik’ten sonra köye yönelen ikinci eserdir.

 

Ebubekir Hazım Bey, 1864 yılında Niğde’de dünyaya geldi. Babası, Niğde Tahrirat müdürü olan Niğdeli Bekir Beyzade Hasan Efendi’dir. Babasının görevi nedeniyle Isparta ve Antalya'da öğrenim gördükten sonra babasının yeniden Niğde’de görevlendirilmesi üzerine ortaöğrenimini 1879’da Niğde Rüştiyesi’nde tamamlamıştır.

 

Daha sonra Anadolu’nu değişik yerlerinde memur olarak görev yapan Ebubekir Hazım Bey’in kaleme aldığı Küçük Paşa adlı romanı edebiyatımızda özel kılan nokta, Anadolu’da uzun süren bu hayatın kazandırdığı izlenim ve gözlemler sayesinde, köylünün yüzyıllarca ihmal edilişini, çarpıcı bir şekilde tasvir etmesidir.

 

Bu roman, köyden şehre hiç inmemiş olan ve acele bir telgrafla şehre çağrılan Selime adlı kadının sütnineliğinin ve şehre inerken henüz 40 günlük olan bebeğinin hazin öyküsüdür. 1910 yılında bir paşa konağında sütninelik için şehre inen Selime, henüz konağın kapısında hizmetkârı paşa zannederek ilk falsosunu verir; tabii ki bu son falsosu olmayacaktır. Yazarın romanda işlediği önemli bir nokta da şehirli ve köylü çelişki olmuştur. Konağın genç cariyelerinden biri “ Selime’nin öne arkaya, sağa sola sallanarak yürüyüşüne, sandalyelerin üstüne değil önlerine diz çöküp oturuşuna dikkat ederek: Sütnine değil, Allah devesi- Bir nevi örümcek- dediğinde, Selime derhal Allah devesi iplik gibi ayahlarıyla ince ağlar örer, bürümcekler dohur; benimse elimden, ayama bir çorap örmek bile gelmez, Allahın pek avare bir kuluyum cevabını vermişti.”(3) Yazar şehirlinin gözünden köylüyü bu şekilde tasvir etmiştir. Romanın dikkat çekici bir diğer özelliği de yukarıdaki alıntıda göründüğü gibi köylülerin konuşmalarında köylü ağzıyla verilmesidir.

 

Devlet nedir?

 

Konağın kalfası olan Nazikter Kalfa’yı, Selime’nin din ve iman hakkındaki bilgilerini test etmesi için görevlendirilmiştir:

 “

-          Allahı nasıl bilirsin?

-          İyi bilirim, lakin görmedim…

-          Pekâlâ, Peygamber kimdir?

-          Allahın torunu…

                 -          Devlet nedir?

 

Selime, böyle bayağı bir sorguya nazaran kendisinin pek ahmak zannedilmesine kızmış gibi bir tavır aldı:

 

-          Bunu herkes bilir: Köylerden vergi, asker alır; fakat kendisi gelmez; kuduz gibi zaptiyeleri saldırır, zift gibi yapışkan tahsildarlar gönderir.

-          Padişah kimdir?

-          Devlet Efendimizin altın kafes içinde oturan büyük oğlu.

-          Sizin köyde mektep yok mu?

-          Var, caminin yanında güççük bir dam, yazın taput, tenşir korlar, kışın imam çocuhlardan bazılarına namazlıhlarını öğretir…” (4)

 

Bu diyalog ile köylerde verilen eğitimin yetersizliğini vurgulamış olan yazar, yurt genelindeki okulların neredeyse hepsinin ilkel koşullarda bulunduğunu, okullarda verilen eğitimin de yetersiz olduğunu vurgulayarak, dönemin eğitim sistemine ciddi bir eleştiri getirmiştir.

 

Romanın ilerleyen sayfalarında, köyden henüz kırk günlükken çıkan Selime’nin oğlu Salih köye dönmek zorunda kalır, yazar da Salih’in gözünden köylerde yaşanan vahameti anlatmaya başlar. Romanda eğitimden yoksun köylülerin aynı zamanda sağlık hizmeti açısından da devlet tarafından yalnız bırakıldığı işlenmiştir. Hekimlerin, köye sadece cinayet gibi adli bir vakada ya da çok ağır yaralanmalarda geldiği için “ Hekim köylü kulağına, insan suretinde Azrail ismi gibi geliyordu… hekimleri ölü hayvan leşleri üzerine konan akbabalar gibi telakki edilirdi.”(5)

 

Yazar aynı zamanda köylerde birer cellâda dönüşen bürokrasiye de eleştiri getirmiş, köylünün çektiği zulmü aktararak halkı anlamaya çalışmıştır. Yazar bu romanı, “edebi bir yapıt saymıyordu, köy gerçeklerinin, acılarının sergilenmesi için yazmıştı… dikkatleri köylere, köylülere çekmek için” (6) yazılmış olan bu roman, dönemin aydınında var olan halka gidiş isteğinin, edebiyatımızda tezahürünün en net örneği olması dolayısıyla edebiyatımız için her daim önemini koruyacaktır.

 

 

       (1)Fuat Köprülü, Edebiyat Araştırmaları, 3. Basım, Ankara: TTK Yayınları, 1999,s. 299-300

           (2) 2. Meşrutiyet Basınında Halkçılık  Köycülük Sosyalizm, İ.Arda Odabaşı, İstanbul, Dergah Yayınları, 2015,s.22)

          (3) Ebubekir Hazım Tepeyran, Küçük Paşa, 3. Basım, İstanbul: De Yayınevi, Eylül 1984, s. 32

          (4) Ebubekir Hazım Tepeyran,s.34

           (5) Ebubekir Hazım Tepeyran,s.145

           (6) Ebubekir Hazım Tepeyran,s.9

 

Kemal Tek

Gerçekedebiyat.com

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.